Can KIRAÇ hakkında

1927 yılında Ankara’nın
Etimesgut semtinde
dünyaya geldi. İsmini
Atatürk koymuştur...

Can Kıraç

SEÇİMLER VE BAŞKANLIK TUTKUM!

Can Kıraç

Milletvekili seçimi ile ilgili çalışmalar ve tartışmalar bütün hızıyla devam ediyor. Adaylar, biz seçmenleri etkilemek için, her çareye başvuruyorlar. Adayların, kendi çevrelerinde "başkan olma" tutkusuna kapıldıklarını görüyorum. Ben de böyle bir tutkunun esiri olduğum için, bu tutkunun insanı nasıl yönlendirdiğini, aşağıdaki öykü ile size anlatmak istedim!

Koç'tan niçin emekli olduğumu merak eden ve beni sorgu yağmuruna tutan bir çok arkadaşıma değişik sebepler anlattığımı hãlã hatırlıyorum. Özgür yaşamak, hayatı başka yönleriyle tanımak, kendime vakit ayırmak, şiir yazmak, resim yapmak, "Başkan olmak"! Bunlar gibi bir yığın sebep, bir çok mazeret. Bu sebeplerin her birinde, biraz abartılı, biraz masum, ama muhakkak bir gerçek payı bulunduğunu itiraf etmek isterim. Ancak, bu sebepler içinde Vehbi Koç'un en hoşuna gideni benim "Başkanlık Tutkum"la ilgili olanıdır. Vehbi Bey 31 Aralık 1991 günü Nakkaştepe'de yeni yılı karşılama toplatısında yapmış olduğum konuşmadan sonra bana; "Ben senin içinde politikacılığın yaşadığını 1952 yılında yazdığın yazıdan mahkemeye düştüğün zaman anlamıştım. Hata etmişiz! Senin o gün siyasete girmen lâzımmış. Memleket büyük bir lider kaybetmiş!" diyerek, kendine has uslûbu ile beni alaya almıştı! Ben de "O takdirde Koç Topluluğu bu başarıları nasıl elde ederdi?" gibi tirajikomik bir soru ile Vehbi Bey'i bir hayli güldürmüştüm.

1949-1950 yıllarında Türkiye Millî Talebe Federasyonu Başkanlığı ile başlamış olan "başkanlık tutku"su, bugün bile gönlümde yaşamaktadır! 1952 yılında, kökten dinci hareketlere karşı yazdığım bir yazıdan dolayı mahkemeye verilmem, beraat ettikten sonra Vehbi Koç'un bana politikaya girme teklifi yapması,"ben başkanlığı Koç'ta istiyorum politikacı olmıyacağım!" diyerek bu teklifi geri çevirmem unutamadığım anılarımdır.( Bu anımı Bütün Dünya'nın 2002 yılı Ocak ayı sayısında sizinle paylaşmıştım.)

Koç'taki " başkanlık" serüvenim şöyle gelişmişti:
Birgün, bana, Koç Holding Otomotiv Gurubu Başkanlığını teklif ettiklerinde sevinmiş, kendi kendime ; "Can! Beklediğin Başkanlık nihayet karşına çıktı" demiştim. Otomotiv Gurubu Başkanı olarak arkadaşlarımla yapacağım ilk toplantıya otomotiv sektörünün öncüsü Bernar Nahum'u da davet etmiş ve konuşmama şöyle başlamıştım: "Başkanınız olarak...." derdemez Bernar Bey konuşmamı hemen durdurmuştu: "Sen Başkanlığı benim olmadığım zaman yaparsın. Ben varken benden başka kimse Başkanlık yapamaz!" demişti. Ben de boynumu bükmüş, talihime küserek yeni bir başkanlık fırsatını beklemeye koyulmuştum.

Bir gün sıra Koç Holding İdare Komitesi Başkanlığına gelmişti. Bana, 1987 yılı Ocak ayında İdare Komitesi Başkanlığına getirildiğim bildirilmişti. Böyle bir görevi üstlenmiş olmaktan onur duymuştum. Bu heyecanla arkadaşlarımı toplamış, Rahmi Koç'u da toplantıya davet etmiştim. Söze başlarken "Başkanınız olarak sizleri selâmlıyorum" dememle Rahmi Bey'in uyarısı ile karşılaşmıştım: "Benim bulunduğum yerde benden başka kimse Başkanlık yapamaz!" Böylece Koç Topluluğunda başkan olma hayâlimin gerçekleşmeyeceğini geç de olsa anlamış oluyordum!

Yıllar ilerlemiş ve 1991 yılının Ekim ayına gelinmişti. 20 Ekim Milletvekili Seçimlerinden önce, birgün beni Süleyman Demirel aramıştı. "Partinin vitrinini güzelleştiriyorum, Tansu Çiller aramıza katıldı, seni de bekliyorum ve sana Başkanlık teklif ediyorum" demişti! Bu teklif karşısında nasıl şaşırdığımı ve sevindiğimi tahmin edemezsiniz! Şaşkınlığımı belli etmeden Süleyman Bey?e benim için ne biçim bir 'Başkanlık' düşündüğünü sorma cesareti bile göstermiştim. O da bana; "Seni ya meclis başkanı ya da cumhurbaşkanı yapmayı düşünüyorum!" diyerek şaşkınlığımı bir kat daha arttırmıştı. Heyecandan neredeyse küçük dilimi yutacaktım! Bu teklifin altında ne var acaba diye düşünürken, Süleyman Demirel konuşmasını şöyle sürdürmüştü: "Meclis başkanı olmak için milletvekili seçimini kazanmak gereklidir. Cumhurbaşkanlığı için meclis dışından da seçilmek mümkündür! Kararı sana bırakıyorum ve iyi şanslar diliyorum!"

Bu tarihî görüşmeden sonra Rahmi Koç benimle bir toplantı yapmış ve hiç olmassa Koç Topluluğu'nda bir yıl daha göreve devam etmemi istemişti. "Beni Nakkaştepe'de kurda kuşa bırakma" diyerek en hassas noktama parmak basmıştı!

Rahmi Koç'un bu samimî açıklamasından etkilenmiştim. İçimden bir ses Rahmi Bey'e destek vermemi istiyordu. Ancak, Süleyman Demirel'in vaadini de unutamıyordum. Bu isteğime rağmen Rahmi Koç'u kırmamış ve Holding Yönetim Kurulunda başkan yardımcısı olarak göreve devam etme kararı vermiştim. Bu yüzden de seçimlere katılma fırsatını kaybetmiştim. Seçimler yapılmış , Süleyman Demirel Erdal İnönü ile koalisyon hükümeti kurmuştu. Cumhurbaşkanlığına seçilme konusunda milletvekili olma zorunluluğu olmadığı için, ben de Ankara'dan haber beklemeye başlamış, ses sedâ çıkmayınca Demireli aramıştım. Süleyman Bey, mahçup bir edâ içinde bana şunları söylemişti; "Biliyorsun biz tek başımıza iktidar olamadık. Binanaleyh, senin başkanlığın için bir süre daha beklememiz gerekecektir. Sabırlı olmanı diliyorum" Bu durumda bazı ayrıntıları Süleyman Bey'e aktarmam gerektiğini anlamıştım;

"Beyefendi! Benim Erdal İnönü ile de yakınlığım vardır! Ziraat Fakültesinde okurken Erdal Bey Fen Fakültesinde öğrenciydi. O dönemde Fakülteler arası münazaralar yapılırdı. Bir defasında İnönü ile ülkemizin kalkınma sorunlarını tartışmıştık!". Süleyman Bey cümlemi bitirmeme fırsat bırakmadan; "Bütün bunları biliyorum. Durumu Sayın İnönü ile görüşürken bana şöyle bir açıklama yaptı 'Can Kıraç hâlâ ülkemizin tarımla kalkınacağını savunuyor, biz ise kalkınmanın sanayi ile gerçekleşeceğini iddia ediyoruz. Bu görüş ayrılığı varken, ben Sayın Kıraç'ın Cumhurbaşkanlığını parti tabanına kabul ettiremem!' Erdal İnönü'nün bu haklı itirazı karşısında benim köşeme çekilmekten başka çarem kalmıyordu. Hikâye bu ya, tam bu günlerde, olayları içime sindirmeye çalışırken, medyadan bir dostum beni arıyordu; "Biliyorsun bizde bazı kasetler var! Bunlardan birisi seni ilgilendiriyor, muhakkak seyretmelisin!' Ben bu haberden pek heyecanlanmamıştım! Bu yaştan sonra, benim korkacağım bir kaset olabilir miydi? Bütün itirazlarıma rağmen gazeteci dostum kaseti göndereceğini ve bunu muhakkak seyretmemi istemişti. Kaset gizli kamera ile çekilmişti ve ünlü Güniz Sokağın girişinde başlıyordu! Devetüyü paltosunun yakası kalkık, şapkalı uzun boylu bir adam hızla Demirel'in evine yaklaşıyordu. Sonra Demirel ve uzun boylu adam kucaklaşıyorlar ve birden ekrandan bir ses yükseliyordu:
'Kurtar beni Baba!'

Kurtarılmasını isteyen devetüyü paltolu uzun boylu adam Vehbi Koç'un damadı kardeşim İnan Kıraç'tan başkası değildi! Böylece denklem çözülmüş oluyordu. İnan, Demirel Baba'sına giderek; "Ne olur bana yardım edin! Ağabeyimi Koç Holding'ten ayıramazsak benim Koç Holding İdare Komitesine Başkan olmam gerçekleşmeyecek" demiş ve senaryo 'Başkanlık tutkum' üzerine bina edilmişti. Bir defa daha başkanlık hayâllerim uçup gidiyordu.!

Ancak, bir atasözüne göre "Can çıkmadan huy çıkmaz!" inancı yaygındır. Ben de bu inanca güvenerek size şunu duyurmak istiyorum: Benim Çamlıca?ya "muhtar" olduğumu görürseniz şaşırmayınız! Çünkü, birgün "başkan olma tutkumu" muhakkak gerçekleştireceğim.

Bu duygularla, milletvekili adaylarımıza başkan olma tutkularının gerçekleşmesini diliyorum.

Tasarım ve Uygulama entegresoft