YAŞANMIŞ OLAYLAR

Yaşamak Güzeldir

EY HAYAT ! SEN NE GÜZELSİN !

*

Vehbi Koç, televizyon karşısında hareketsiz oturuyordu! Başı arkaya yaslanmış,bakışları sabit bir noktaya yönelmişti.Sol eli oturduğu koltuğun yanından sarkıyor ve avucundaki leblebiler birer ikişer parke döşemeye düşüyordu...Vehbi beyin özel hayatının düzenli geçmesine yardım eden Hatice Okan salona girdiği zaman,onun,hiç tepki göstermediğini farketmiş ve soğuk kanlılığını unutarakve büyük bir endişe içinde ; "Beyefendi neyiniz var? Aman Allah'ım !" diye bağırmakatan kendini alamamıştı..İşte,o anda,Vehbi bey derin bir uykudan uyanırcasına gözlerini yukarıya kaldırıyor, "Birşeyim yok!" diyerek ilk şaşkınlığın ve paniğin atlatılmasını sağlıyordu... Sonra,derinden gelen ama gene de hâkim bir sesle; "Beni yatağıma götürün!" tâlimatını veriyordu...

-Beyefendi! O anda neler hissettiniz?

-Vücudumun sol yanını yaygınlaşan bir donukluk kaplamaya başlamıştı...Ama aklım başımdaydı...Bu durumda en kısa zamanda bir doktora ulaşılmalıydı...Tabii ki Allah'ın
dediği olacaktı...

Vehbi bey bu beklenmedik olayın çocuklarına haber verilmesini de istememişti: "Gecenin bu saatinde kimseyi telâşlandırmaya gerek yok.Doktor Faruk beyi arayın ve durumu bildirin!" tenbihatında bulunmuştu...

Bu beklenmedik olay,31 Mart 1994 Perşembe akşamı saat 20.45'te Yeniköydeki apartıman dairesinde yaşanmıştı...

*

Mart ayı sonlarında Koç Holding hesaplarının hissedarların incelemesine sunulması Vehbi Koç'u daima hem heyecanlandırmış hem de mutlu etmiştir. Heyecanın kaynağı, Koç ismine güvenerek Koç Holding hisse senetlerini satın almış olanlara karşı mahçup olmama duygusudur.Mutluluğun kaynağı ise Holding'in,iştirâkleriyle beraber,her yıl daha da güçlenmesi,Türk ekonomisine sağladığı katkılar
ve kurumsallaşma yönünde Türk özel sektöründeki öncülüğünü devam ettirmesidir...Bu sonuçları ve gelişmeleri görmüş olduğu için, Vehbi Koç, Yüce Tanrı'ya her fırsatta hamdüsena etmeyi vicdani bir görev saymaktadır.

Vehbi Koç,31 Mart 1994 Perşembe günü Nakkaştepe'de yapılmış olan Koç Holding'in Otuzuncu Yıl Hissedarlar Toplantısında,bu duyguları,bir defa daha dolu dolu yaşamıştı...Aynı günün akşamı Yeniköy'deki apartımanın asansörüne binerken, iki saat önce tamamlanmış olan hissedarlar genel kurulu'na sağlık içinde katılmayı kendisine nasip ettiği için Allah'ına gene şükrediyordu... 1993 yılı sonunda Koç Topluluğu'nu meydana getiren bütün şirketler rekor denecek sonuçlar elde etmişlerdi. Üretim adetleri,cirolar ve kârlar katlanmıştı.Topluluk,büyük bir şevkle kendini 2000'li yıllara hazırlıyordu...Koç Holding'te,karar kademelerini azaltan ve Grup Başkanları'nın yetkilerini daha etkili kullanılacakları yeni bir organizasyona geçilmişti...Ülke ekonomisinin içine sürüklenmekte olduğu bunalımlı bir dönemin arifesinde, Koç Topluluğundaki olumlu gelişmeler Vehbi beyi umutlandırıyor ve genç yöneticilere olan güvenini kuvvetlendiriyordu...

Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bu yana;sıkıntılı, bunalımlı ve coşkulu yılları yaşamış,bunların bazen kahrını bazen de kıvancını paylaşmış bu "Baba Koç", o gün,Yeniköydeki apartımanına adım attığı dakikalarda yaşadığı hayatın yorgunlunu omuzlarında taşır gibiydi...
Elbisesini değiştirip spor bir kıyafetle haberleri izlemek için televizyonun karşısına oturduğu anda,yıllardır gönlünde gizlenen bir özlemin hüzün dolu ürpertilerini yeniden hissetmeye başlamıştı! Yuvasında; başarılarının heyecanını ve keyfini kendisiyle paylaşacak bir canyoldaşının varlığını ve onun duygulu sözlerini işitmeyi özlediğini farketmişti.ªevkât ve hayranlık dolu gözlerle kendisini kucaklayacak kadınsı duygulara hasret kalmıştı. Vehbi bey, benliğini dolduran bu ürpertiyi eşi Sadberk hanımı kaybettiği 1971 yılından buyana, tam yirmiüç yıl,kimseye hissettirmeden bağrında taşıyor ve bu yalnızlığını kendi dünyasının sessizliğine sarmalayarak gizlemeye devam ediyordu...

*

Doktor Faruk Turnaoğlu bulunamayınca Amerikan Hasta-hanesinde nöbetçi olan doktorun hemen apartımana gelmesi rica edilmişti.Olaydan bir saat sonra Vehbi Koç'un sağlık durumu kontrol altına alınmış bulunuyordu...İlk teşhis, beyne giden kan akışının yavaşlamısından meydana gelen kısa süreli bir krizdi...

*

1 Nisan Cuma sabahı Amerikan Bristol hastahanesine geldiğini gören hastabakıcılar Vehbi Koç'un değişik bir 1 Nisan şakası yapmaya hazırlandığını sanmışlardı!.. Onların böyle düşünmeye hakları vardı! Çünkü,son haftalarda Amerikan Hastahanesini Vehbi Koç Vakfı'nın satın alacağı yaygın bir şekilde konuşuluyordu...



-Handan hemşire! Şu Vehbi Koç gerçekten müthiş bir iş
adamı!

-Sabah sabah gene ne kehânette bulunuyorsun Suzan hemşire ?

-Görmüyor musun adam hastahaneyi satın almadan denetlemeye başladı bile !

-Senin hayâl âlemin ne kadar zenginmiş Suzi'ciğim!
Vehbi Koç bir kaç gece hastahanede kalmalı ki bizim
iç yüzümüzü tanısın!

-Ne biliyorsun? Belki de hafta sonunu burada bizimle geçirir!

-İşte o zaman hepimiz yanarız !

Gerçekten, Vehbi Koç,o hafta sonu hastahanede kalıyor ve bütün personel büyük sir sınav geçirmiş oluyordu..

*

Doktorlar teşhislerinden emin olmak için beyin tomografisi ve MR testleri yapılmasına karar vermişlerdi. Gelen raporlarda beyne kan taşıyan ve kulakların arkasından geçen iki ana damarda yüzde doksana varan bir tıkanma olduğunu belirleniyordu...Bu sonuçlar derhal Houston'daki Methodist Hastahanesine fakslanıyor ve Vehbi Koç'un tıbben bünyesini bilen Dr.Howell'in görüşü soruluyordu... İstanbul'da konmuş olan teşhis doğruydu. Kaldi ki, Vehbi beyin Houston'da geçirdiği chek-up'larda bu tıkanıklıklar belirlenmiş ve herhangi bir müdahele için gelişmelerin beklenmesi uygun görülmüştü... ªimdi, düşünülecek en etkili tedavi şekli tıkanmış olan damarların ameliyatla açılmasıydı...

Konuları derinlemesine inceleyip alternatifleri Aile Komitesi'ne sunma görevi gene Suna Kıraç'a düşüyordu. Suna'nın Doktor J.Howell ile yaptığı telefon görüşmesinden şu ilginç durum ortaya çıkmış bulunuyordu: Vehbi Koç'un zihinsel yaşı bedenî yaşından otuz yıl daha gençti!..Başka bir değişle,onun doksandört yaşındaki vücudu daha henüz altmış altmışbeş yaşındaki bir beyni taşıyordu!..Kafası böylesine pırıl pırıl işleyen birisini kadere terketmek büyük haksızlık olurdu...Doktor J.Howell konuşmasını şöyle noktalıyordu:

-Suna! Koç ailesinin hemen bütün fertlerinde benim neşter izim bulunduğunu biliyorsun!..Baba Koç'a hiç tereddüt etmeden ameliyat öneriyorum...Kardeşlerinle hemen görüş!Bu teklifimi kabul ederseniz babanızı bir ambülans uçağa bindirerek hemen buraya,Houston'a getirin. Gerisini, Allah'ın yardımıyla ben halledeceğim!


Bu defa aile komitesi Vehbi Koç'suz toplanıyor ve çocuklar babaları için oybirliği ile hayatî bir karar veriyorlardı: "Vehbi beye ameliyat olması teklif edilecektir!"

Vehbi Koç çocuklarının ortak görüşünü soğukkanlılıkla dinlemiş ve herbirinin gözlerinin içine bakarak evlât sevgisinin şevkâtini içine sindirdikten sonra: "Demek ki hayırlısı ameliyat olmakmış! Allah hepimize yardımcı olsun ! Ne gerekiyorsa hemen başlansın !"
tâlimatını vermişti.

Ancak, Vehbi beyi özel bir ambülans uçağı ile uçmaya razı etmek sanıldığı gibi bir hayli zor olmuştu...

"Siz, zırt pırt özel uçağa binmeyi marifet sayıyorsunuz! Bu kötü alışkanlığınıza şimdi de beni âlet etmek istiyorsunuz! Bunu kabul edemem! Bana THY uçağında yer ayırtın !" diye dayatıyordu...

On saaten fazla sürecek bir uçuşta karşılaşılabilecek riskleri doktorlar kendisine anlatınca, Vehbi bey, istemiye istemiye ambülans uçağa binmeyi kabul etmiş oluyordu...

İstanbul'dan hareket günü ve zamanı 5 Nisan saat 9 olarak belirlenmişti.

*

Doktorları ve yakın çevresi, Vehbi beyin "yaşama gücünü"
çalışmakla kazandığını öğrenmişlerdi. Bu gerçeği göre göre ona: "Artık köşene çekil, sakin bir 'emekli patron' hayatı yaşa!" teklifinde bulunmak kadar yanlış ve itici bir yaklaşım olamazdı.. Nitekim, çalışma temposunu yavaşlatmasını teklif edenlere Vehbi Koç gözlerini açarak hayretle bakıyor ve "Beni emekli patron yapmak isti-yorsunuz !'Hacı Babanızda' daha iş var! Siz kendinize göz kulak olun da benim kadar sağlıklı yaşayın !" demekten geri kalmıyordu...Çalışma tutkusuna ve kendine olan güvenine rağmen 1994 yılına girildiği günlerde, Vehbi Koç, kendisi için telâşsız ve sakin geçecek bir yaşam programı tasarlamıştı...İki saati aşan iş toplantılarından yorulduğunu hissediyordu. Gazete ve dergilerde yayınlanmış ilgi duyduğu yazıların kendisine okunan bölümlerini dinlerken, yarım saat sonra dikkati azalıyor, en keyif duyduğu hafta sonu yürüyüşleri bile bazen gözünde büyüyordu...Artık "frene basmanın" gerekli olduğunun farkındaydı ve nazara inandığı için de doksandört yaşına merdiven dayadığını kendine bile itiraf etmekten çekiniyordu...




1993 yılı içinde, Vehbi Koç,iki emelini daha gerçekleştirmeyi başarmıştı.Türk Eğitim Vakfı Başkanlığını, "Aklına güvendiği" dostu Aydın Bolak'a devretmişti. Kuruluşunu gerçekleştirdiği ve yirmibeş yıl durmadan emek verdiği Türk Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu'na kızı Suna Kıraç'ı girmeye ikna ederek "gözünü, kulağını ve beyninin bir bölümünü" işin içinde tutmayı da ihmâl etmemiş oluyordu!.. TEV'in kuruluşunu ve bugünlere gelmesini sağlayan Vehbi Koç'a Türk Eğitim Vakfı'nın ªeref Başkanlığı'nın tevdi edilmesi kararı karşısında ise, TEV'e bağışta bulunan hayırsever vatandaşlar: "ªimdi, vasiyetlerimize karşı en kuvvetli teminatı elde ettik" demekten kendilerini almamışlardı. Böylece, TEV ªeref Başkanlığı, Koç Holding ªeref Başkanlığı kadar, Vehbi Koç'un onur duyarak hak ettiği anlamlı bir armağan olmuştu...

Vehbi Koç, ümit ettiği ve gereği kadar desteklenmediğini görerek, zaman zaman, şevkinin azaldığını Aile Planlaması Vakfı çalışmalarında hissetmişti... Ülkemizdeki hızlı nufus artışının sosyal ve ekonomik sorunlarımızın büyümesindeki etkileri çok açık bir şekilde görüldüğü ve yaşandığı halde, politikacılar, bu konunun halkımıza anlatılmasına gereken önceliği vermekte daima çekingen davranıyorlardı...Bu konunun uzun vadeli bir "Devlet Politikası" olmasını savunan Vehbi Koç, örneğin Turgut Özal'ın ikbâl yıllarında,ondan beklediği desteği umduğu seviyede elde edememiş olmanın üzüntüsünü hâlâ içinde taşıyordu...İslâmî inanışların etkisiyle nüfusu yüz milyona ulaşacak bir Türkiyeyi hayâl etmek ve böyle bir hedefi seçmene pazarlamak politikacılara çok daha câzip geliyordu...

Vehbi Koç, bütün direnişlere ve aile planlamasını Türk ulusunun çoğalmasını engelleyecek bir "gâvur icadı" ilân eden zihniyete rağmen, Aile Planlaması Vakfı'nın, halkımızı bilinçlerdirmesi çalışmalarını kendine has ısrarlı takipçiliği ile ülkenin gündeminde tutmayı ve varlıklı işadamlarımızın bu davaya maddî destek vermelerini sağlamayı başarmış bulunuyordu...

Artık Vehi bey,bu hareketin de,genç kadrolar tarafından inançla devam ettirilmisini ve yaygınlaştırılmasını istiyordu...O,1993 yılı sonlarında, bu öncü görevi kendini sosyal çalışmalara seve seve adayan Feyyaz Berker'e devretmeyi kararlaştırmıştı... Vakıf Yönetim Kurulu da, "ªeref Başkanlığı" ile ödüllendirerek Vehbi Koç'u, bu alanda da "unutulmayacaklar" listesine alma değerbilirliğini göstermiş oluyordu...


Yıllar boyu yılmadan devam ettirdiği bu gayretli çalışmalar karşısında, Vehbi Koç'u "ªeref Başkanlığı"ndan da anlamlı bir şekilde ödüllendirme fikrinin ortaya atılması kimseyi şaşırtmamıştı..Eğer bilinçli ve sistemli bir şekilde çalışılırsa Aile Planlaması Vakfı'na Birleşmiş Milletler'den ödül almak sağla-nabilirdi...Vakıf Genel Sekreteri Yaşar Yaşer'rin bu önerisi yönetim kurulu üyelerince hemen benimsenmişti... Ancak, böyle kararların oluşması için yoğun bir lobi hareketinin gerekliliğini de herkes biliyordu.

Rahmi Koç Uluslararası Ticaret Odası Yönetim Kurulu üyesi olarak bazı önemli kişileri harakete geçirebilir, Suna Kıraç Amerika Birleşik Devleletleri'nde ve Avrupa'da iş çevrelerinden tanıdığı dostlarına konunun önemini anlatabirdi. Feyyaz Berker, Yaşar Yaşer, Birleşmiş Milletlerde Türkiye Daime Delegesi kolları sıvamışlardı...Böyle bir ödülün alınması, Aile Planlaması konusunun ülkemizde daha iyi anlaşıl-masına muhakkak ki çok yardımcı olacaktı....

Nihayet beklenen sonuç elde edilmiş ve Birleşmiş Milletler ödülünün Tünkiye'de faaliyet gösteren Aile Planlaması Vakfına verilmesi karara bağlanmıştı.

Ödül töreninin Birleşmiş Milletler Teşkilatı'nın merkezi New York'ta yapılması herkesin gönlünde yatan bir istekti. Bu takdirde, tören daha görkemli, çıkacak ses ise daha etkili olacaktı... Ancak, Birleşmiş Milletler bürokrasisini buna ikna etmek mümkün olmuyordu...Nihayet, törenin teşkilâtın Cenevre'deki merkezinde 10 Temmuz 1994 Salı günü yapılması karara bağlanmış oluyordu...Aynı gün Mısır Devleti Başkanı Muhammed'e de, ülkesinde aile planlaması çalışmalarında gösterdiği başarı için ödül verilecekti...

*

E-Mail