YAŞANMIŞ OLAYLAR

Vehbi Koç 3. Ölüm Yıldönümü

VEHBİ KOÇ'U

ÖLÜMÜNÜN ÜÇÜNCÜ YILINDA ANARKEN

*

Can Kıraç
*

Koç Holding yönetim kurulunda, Vehbi Koç'un, 1996 yılı Mart ayı sonunda holding genel kuruluna sunulacak faaliyet raporunda yayınlanacak sunuş yazısı inceleniyordu. Bazı üyelere göre hazırlanmış olan taslak uzun tutulmuştu. Vehbi Bey görüşleri dinledikten sonra; "Son şeklini Can Bey hazırlasın sonra Rahmi ve Suna görsün" diyerek konuyu noktalamıştı. O arada, her zaman yaptığı gibi, bana bakarak isteğini anlayıp anlamadığımı gözleriyle kontrol etmişti... Aradan birkaç gün geçtikten sonra, bir akşamüstü beni telefonla aramış, yazının hazır olup olmadığını sormuştu. Ben, metni ilk şekliyle benimsemiş olduğum için, Genel Sekreter İnal Avcı'ya telefon ederek ayrı bir hazırlık yapmayacağımı bildirmiştim. Vehbi Bey'e de bu görüşümü teyit ederek; "Yönetim kurulunda okunmuş olan taslak görüşlerinizi açık bir şekilde belirtmiş olduğu için metin üzerinde her hangi bir değişiklik yapmadım, bu fikrimi İnal Avcı'ya bildirdim." demiştim. Vehbi Bey, bir an duraklamış, bana, dersimi çalışmadığımı hissettiren bir ses tonuyla; "Pekiyi, teşekkür ederim!" diyerek telefonu kapamıştı... Bu konuşma, benim, vefatından önce Vehbi Bey'le yaptığım son temas olmuştu...

Eşim İnci ile beraber 25 şubat1996 Pazar günü öğle saatlerinde THY ile İstanbul'dan Nice'e uçmuştuk. Niyetimiz bu bölgenin yumuşak ikliminde bir kış tatili yapmaktı. Akşam üstü, Türk televizyon kanallarında dolaşırken, program kesilmiş ve spiker şöyle bir açıklama yapmıştı; "Sizlere acı bir haber duyurmak zorundayım! İş dünyamızın büyük girişimcisi Vehbi Koç'u kaybetmiş bulunuyoruz. Antalya'da, saat 18'de bir kalp krizi sonunda Vehbi Koç ebediyete intikal etmiştir. Ayrıntılar haber bültenimizde verilecektir. Ulusumuza başsağlığı dili-yoruz!" ...

Ben, bir an, ne işittiğimi anlamamış, sonra, eşim İnci'ye; "Vehbi Bey ölmüş!" diye bağırırken, bu elim olayın gerçek olduğunu, kendi haykırışımı duyarak anlamıştım... İş dünyamızın duayeni, patronum Vehbi Koç bu dünyadan göçmüştü!...

Vehbi Koç, son bir yıl boyunca, sağlığı ile ilgili bir çok bâdire atlatmış ve çevresini ecelin ona uzak durduğuna inandırmıştı . 95 yaşına rağmen, fikri melekelerini kaybetmemiş olması, toplantılardaki canlılığı, olayları izlemedeki dikkati herkesi hayran bırakıyordu. Ben, bunları düşünürken İnci'nin; "İstanbul'a nasıl döneceğiz? Hemen uçak bulmalıyız!" uyarısı ile içine düştüğüm kâbustan uyanmıştım.

Bu arada kardeşim İnan'ı arayarak olayın ayrıntılarını öğrenmeye çalışmış ama ona da ulaşamamıştım. İstanbul'daki kızım ve oğlum da haberi televizyon yayınlarından öğrenmişlerdi ve ayrıntı bilmiyorlardı.

Bu telâş içinde, 26 şubat Pazartesi günü Nice'ten Paris'e, Paris'ten de İstanbul'a ulaşmayı başardık. Atatürk hava limanı'na indiğimizde gece saat 23 olmuştu.



İş arkadaşım ve dostum Gündüz Kösemen, büyük bir nezaket göste-rerek meydana bizi karşılamaya gelmişti. İnsanın hayatında bazı anlar vardır ki kendini başka bir dünyada hisseder. Ben de, Atatürk Hava Limanı'nda, kendimi başka bir âlemde hisseder olmuştum. Nerede bulunduğumu, kimlere selâm verdiğimi bilmeden bizi bekleyen otomobile ilerliyorduk... Hareket ettikten sonra, Gündüz'e nereye gideceğimizi sorduğumda şu şaşırtıcı cevabı aldığımı unutamıyorum : " Nakkaştepe'ye gidiyoruz. Vehbi Bey odasında sizi bekliyor!"... Geçmeyeceğini sandığım bir yarım saat sonra Nakkaştepe'ye ulaşmış ve Vehbi Koç'un son yedi yıldır, küçük adımlarla geçtiği giriş kapısında beni bekleyen İnan'la kucaklaşmıştım... Artık herşey belli olmuştu! Patronum Vehbi Koç'u, odasında son defa ziyaret edecektim... Çalışma masasının önünde Türk Bayrağına sarılmış tabutu içinde ,Vehbi Koç, ebedî uykusuna yatmıştı... Sanki, zaman, benim için de durmuştu... O'nun 95 yıllık yaşam hikâyesi, yıldırım hızıyla gözlerimin önünde akıp geçiyordu!

*

Koçzade Vehbi'nin, başarılı bir öğrenci olduğu halde, orta okulu bırakıp esnaflığa soyunması, onun girişimci karakterini ortaya çıkaran en önemli göstergeydi. Koçzade Vehbi'yi, genç yaşta girişimci olamaya iten güç, azınlıkların başarılarını görerek, ticaret hayatında onlarla yarışa girme kararı olmuştu. İkinci sebep ise, Cumhuriyet döneminin iş dünyasına kazandıracağı hudutsuz imkânlardan yararlanma ön sezisi idi. Vehbi Koç bu duygusunu şöyle ifade etmişti: "...Artık, ticarete atılıp zengin olmaya karar verdim. İlk hedefim kazanacağım elli bin lira ile Ankara'da beş katlı bir mağaza sahibi olmaktı." Koçzade, bu kararını verdikten sonra, Karaoğlan Çarşısı'ndaki fotografçıya uğramış, başındaki fesi sağ kaşının üstüne yatırarak bir hâtıra fotografı çektirmişti. Böylece, ulusal burjuvazi geleneğinin gelişmemiş ortamında ve Anadolu'nun göbeğinde, genç bir adam, kendini, "Bakın, ben neler yapacağım!" inancı ile ortaya atmış oluyordu.

Vehbi Koç'un işadamı kişiliği, ekonominin ve toplumsal yaşamın kurallarına uygun biçimde gelişmiş ve doruk noktasına çıkmıştı. 1920 Türkiyesinde Müslüman bir girişimcinin, işe bakkal dükkanı açarak başlaması çok doğaldı. Esnaflıktan tüccarlığa geçişte, 1926 yılında, firmanın "Koçzade Ahmet Vehbi" olarak Ankara Ticaret Odasına kaydedilmesi yeni bir aşama oluyordu. Ankara'nın "Hükümet Merkezi" olması ise Vehbi Koç'un vizyonunu genişletiyor ve onu Müslüman olmayan iş adamlarına karşı yarışa sokuyordu. Burada Vehbi Koç'un çarpıcı bir yanı ortaya çıkmıştı. Musevi, Rum ve
Ermeni işadamlarının başarı nedenlerini araştıran Vehbi Koç, gayrı-Müslimlerin "işi bilen" insanları kullandıklarını anlıyor ve kendisi de, hemen "işi bilenleri" yanına alarak girişimlerini genişletmeye koyuluyordu. Her yeni işe girerken de, seçtiği "işi bilene" küçük te olsa ortaklık hakkı tanıyordu. Böylece, çalışanlar, kendileri için de çalıştıklarını hissederek daha verimli olmaya gayret ediyorlardı.
Böylece, " Koç İmparatorluğu"nun temelleri atılıyor ve Vehbi Koç "mucizesi" gerçekleşmeye başlıyordu.




Türkiye'nin sanayileşme süreci incelendiği zaman, özel teşebbüsün sermaye ve yetişmiş insan gücü bulunmadığı için, 1930'lu yıllarda. "devletçiliğin" bir Cumhuriyet politikası yapıldığı görülmektedir. İkinci Dünya Savaşı ve onu takip eden yıllarda Amerika Birleşik Devletleri'nin kapitalist sisteme verdiği ivme ve Türk siyaset hayatındaki değişimler, ekonomik hayatımızın işleyişine yeni boyutlar kazandırmıştı. Sanayici olmak için ihtiyaç duyulan sermaye birikimi, ticaretten kazanılarak fabrika yatırımlarına dönüştürülmüştü. Bu anlamda, Vehbi Koç, sırasına göre; önce esnaf, sonra tüccar ve nihayet sanayici olmuştur... Bu ortamda, Vehbi Koç, 1950'li yıllara gelindiğinde, Türkiye'nin gelişme yönünü, halkın beklentilerini sezinlemiş ve çalışma arkadaşlarıyla beraber, hem mevcut işleri büyütme hem de yeni alanlara yatırım yapma planları hazırlamaya başlamıştı.

Vehbi Koç'un çarpıcı bir başarısı da, Cumhuriyet Türkiye'sinde, Türk işadamına önce güven duygusu ve sonra kimlik kazandırmış olması gerçeği idi. Vehbi Koç hayatı boyunca, mücadele etmenin heyecanını yaşamış, başarıya ulaşmanın mutluluğunu tatmış ve zaman zaman da kaybetmenin hayal kırıklığını içine sindirme olgunluğunu göstermişti. Vehbi Koç bu deneyimleriyle, Türk işadamının yoklukları ve güçlükleri aşarak, çağdaş bir girişimci olabileceğini kanıtlayan bir öncü olmayı başarmıştı. Vehbi Koç, Osmanlı İmparatorluğu döneminde, yalnız askerlik yapan, ya "Gazi" ya da "şehit" olan Müslümanların, Cumhuriyet döneminde başarılı "İşadamı" olabileceklerini kanıtlamış bir önderdi.

Vehbi Koç, kişiliği ile, ülkemizde; devamlı yeni iş alanları açan, sosyal konularla ilgilenen, vergisini ödeyen, Cumhuriyet döneminin dürüst ve saygın işadamı örneğini oluşturmuştu. Vehbi Koç, dengeleri bozulan bir ortamda sergilediği davranış biçimi ve aşırıya kaçmayan görüşleriyle, mütevazı kişiliği ve sade yaşam tarzıyla insanların sevgisini kazanmayı başarmıştır. Bu yönleriyle, Vehbi Koç, Türk
işadamı imajına saygınlık kazandırmıştı. Vehbi Koç, bu yönleriyle Türk işâleminin örnek bir lideri olma payesini kazanmıştı.

Bugün, ölümünün üçüncü yıldönümünde Vehbi Koç'u anarken, O'nun Koç mucizesini açıklayan aşağıdaki berrak ve samimi beyanı hatırlanmalıdır "...En lüks hayatı yaşayabilir, en lüks yerlerde oturur, en lüks arabalara binebilirdim. Bunların hiçbirisini yapmadım. Çocuklarıma ve iş arkadaşlarıma kötü örnek olmak istemedim. Davranışlarımdan dolayı pişmanlık hissine hiç kapılmadım. Hayata bir daha gelsem yaptıklarımı aynen tekrarlar ve devam ettirirdim."

Türk iş âleminin Vehbi Koç'tan alacağı çok dersler bulunuyor. Genç kuşak girişimciler O'nu anlamaya ve temel ilkelerini özümsemeye önem vermelidirler. Çünkü, ülkemizde "Dürüst İşadamı" olgusunun yaygınlaşması ve "Temiz Toplum"un gerçekleşmesi için daha çok Vehbi Koç'lara ihtiyacımız var.

*

Can Kıraç - 25 şubat 1999 - Küçük Çamlıca

E-Mail