RÖPORTAJLAR

Denizaşan ile Sohbet

GÜNGÖR DENİZAŞAN ile
SOHBET

*

3 Haziran 1996

*

-Can Kıraç, senin adın niçin çapkına çıkmış ?

-Bunun hikâyesi çok eskilere gider ! Ben yedeksubaylığımı İzmir Gaziemir Ulaştırma Okulunda yaptım. 1952 yılında Günseli Başar'ın Avrupa Güzeli seçildiğini, radyodan öğrendiğimde çok sevinmiştim. Bu duyguyla, başçavuşu olduğum yedeksubay bölüğünü merasim yürüyüşüne çıkarmıştım. Okul komutanı, benim askerlik disiplinine uymayan bu davranışımı bir hafta süreli katıksız hapis kararı vererek cezalandırdı. Hapisten çıktıktan sonra, okuldaki subay ve arkadaşlar bana "çapkın başçavuş" (!) ismini yakıştırdılar. Böylece, çapkınlık yapmadan adımız çapkına çıkmış oldu.

--Günseli Başar bu olayı biliyor mu ?

-Bu fedakârlığımı Günseli Hanıma yirmi yıl sonra anlatabildim. "Siz benim için hapis yatan ilk erkeksiniz" dedi ve beni yanaklarımdan öptü. Böylece, geçte olsa çapkınlığımın ödülünü almış oldum!

-Bazıları senin İnan Kıraç'ın babası olduğunu söylüyorlar ! Bunu nasıl açıklayacaksın ?

-Bu rivayeti Suna Kıraç çıkardı ! Böylece, görüntü olarak, İnan'ın gençliğini ve yakışıklılığını vurgulamak istedi. Ama, değer ölçüleri şimdi tersine döndü! Bana, artık ;" İnan sizin ağabeyiniz değil mi?" diye soruyorlar. Bundan büyük keyif duyuyorum.

-Seni bir süre sakallı gördük. Bazıları Refap Partisine transfer olduğunu sandılar.

-Vehbi Koç'un hayat hikâyesini yazmaya karar verince kendime yeni bir görüntü kazandırmak istemiştim. 1993 yılı Temmuz ayında sakal bırakmaya başladım. Bu durum kitabın yazımını bitirdiğim 1994 Ekimine kadar devam etti. Artık yalnız bıyıklarımla yetiniyorum . Eşim İnci sakallı hâlimi hiç sevmedi.

-Yeni bir kitap yazmayı düşünüyor musun ?

-Çalışmaya başladım! Anılarımla Patronum Vehbi Koç isimli kitabımın satışı elli bin adede ulaşınca bana cesaret geldi. Şimdi, Cumhuriyet döneminin yetiştirdiği başarılı işadamlarından 20/25 kişilik bir gurubu genç kuşaklara anlatmak ve tanıtmak istiyorum.

-Aydın Doğan sana telif ücreti ödemekten zor duruma düşmüş diyorlar! Yeni kitap durumu daha da ağırlaştırmayacak mı?



-Ben, telif ücretimi Vehbi Koç Vakfından aldım. Vakfın malî yapısı çok sağlamdır, kimse endişelenmesin ! Aydın Doğan, kitabın Milliyet Yayınları tarafından en ucuz mâliyetle basılmasını sağladı. Kendisine şükran borçluyum. Yeni kitabımı kendi imkânlarımla yayımlamaya çalışacağım.

-Fotomontaj çalışmaları devam ediyor mu ?

-Kendimi yorgun hissettiğim zaman fotomontaj yaparak dinleniyorum! Haftalık ekonomi gazetesi Gözlem'de iki yıldır, her pazartesi günü fotomontajlarım yayınlanıyor. Birsüre önce Klips sonra da Viva dergilerine fotomontajlar yaptım. Tatmin edici bir ücret ödersen senin gazetene de yapmaya başlarım !

-Politika ile ilgilenmiyor musun ?

-Süleyman Demirel Cumhurbaşkanlığına seçildikten sonra politikaya girmekten vazgeçtim ! 1991 seçimlerinden önce Süleyman Bey, kardeşim İnan'la bana bir mesaj göndermişti: "Ağabeyini Cumhurbaşkanı yapmak istiyorum, kendini ona göre hazırlasın!" demişti. Ben de, bu umutla, Koç'tan emekliliğimi istemiştim. Sonunda anlaşıldı ki, İnan, Koç Holding'te benim yerime geçmek için bu senar-yoyu hazırlamış!.. Bir süre sonra Süleyman Demirel Çankaya'ya çıkınca, benim politik hayallerim de sona erdi! Artık politikayı düşünmüyorum.

-İşadamı olmasaydın ne olmak isterdin ?

-Tereddütsüz sanatkâr olmak isterdim! Televizyonda, genç şarkıcıları dinlerken, onların kendilerini sanatkâr olarak tanımlamalarına bayılıyorum! Bayılmaktan da öte kıskanıyorum! Ben, sanatkârlığın böylesine kolay olduğunu nereden bilibilirdim ki? Büyük bir fırsatı kaçırdığımı şimdi anlıyorum.

-Bir ara Nazlı Ilıcak ile televizyon progları yaptınız. Niçin devam etmediniz ?

-Bir çok dostum beni televizyon programlarına çıkarmak için uğraştı. Hepsine direndim. Ancak, Nazlı hanımı kıramadım ve onunla beraber TV hayatına girmiş oldum. Ah bir kahve olsa programı on üç bölüm devam etti. Bu değişik ortam beni çok keyiflendirmişti. Ancak, rating canavarı yüzünden hevesim kursağımda kaldı! Benimle beraber televizyon dünyasına bir yıldız doğacak sanmıştım! Bu hayalim de eriyip yok oldu...

-Geçmiş yıllarını özlüyor musun ?

-Ben, hiçbir zaman mâziye özlem duymadım! Tabii, arada sırada nostaljik duygular hissediyorum. Ama, bu duyguyu: "Ah o günler geri gelse" gibi bir özlemle hiç yaşamadım. Gözümü ve gönlümü, daima, gelecek günlere yönlendirdim. Bunun için de, yetmiş yaşıma merdiven dayamış olmama rağmen, bütün olayları heyecanla ve coşkuyla izliyorum... Güzel insanlarla, dostlarla beraber olmaktan, müzik dinlemekten, okumaktan, resimden, sanattan keyif almaya devam ediyorum.

-Bazı insanlar kendilerine "emekli" denmesinden hoşlanmaz-lar. Sana; "Emekli Can Bey" dendiği zaman tepkin nasıl oluyor ?

-Hiç yadırgamıyorum ! 41 yıl çalıştıktan sonra, emekliliği, kazanılmış değerli bir pâye olarak kabul ediyorum. Bu vesileyle bana yapılmış olan son bir tekliften heyecan duyduğumu açıklamak isterim: İki yıllık bir uğraştan sonra Koç Emeklileri Derneği'ni kurmayı başardık. İsminden de anlaşılacağı gibi, bu dernek, Koç Topluluğu'ndan emekli olan arkadaşlarımızı bir araya getirecek. Bugünün modasına uyarak bir Sivil Toplum Kuruluşu olacak. Umarım ki, Koç Emeklileri Derneği, Üçüncü Habitat toplantısına katılma imkânına sahip olur ! İşte, bu derneğin yönetim kurulu başkanlığını bana teklif ediyorlar. Bundan büyük onur duyuyorum.
Seçilirsem, hemen şöyle bir kart bastıracağım :

Can Kıraç

KOÇ EMEKLİLERİ DERNEĞİ

Yönetim Kurulu Başkanı

Bu başkanlığın, kaçırdığım Cumhurbaşkanlığı'ndan sonra, bana teselli kayağı olacağını hissediyorum!

-Büyük insan Vehbi Koç'un vefatından sonra Koç Topluluğu'nun büyüme temposu yavaşlar mı ?

-Vehbi Bey, yıllar boyu; çocuklarının, torunlarının ve iş arkadaşlarının yetişmeleri için her fedakãrlığı yaptı. Şimdi, O'nun yokluğunda, bu emeğin karşılığını verecek olan insanlar ve kadrolar işin başında bulunuyor. Koç Topluluğu, geleneksel gelişmesini, ülke şartlarına göre devam ettirecektir.

-Öyleyse Vehbi Bey'in mutluluğu öbür dünyada da devam edecek desene.

-Eğer öbür dünya varsa, Vehbi Bey, orada da çalışma düzenini kurmuştur! İş arkadaşlarının hemen hemen tamamı O'nunla beraber, ebedî yaşamın huzurunu paylaşıyorlar; Fazıl Öziş, Adnan Berkay, İsak Altabef, Behçet Osmanağaoğlu, İsrael Menasse, Nüzhet Tekül, Haşim İşcan, Hulki Alisbah, Kenan İnal, Ziya Bengü, Hüseyin Sermet, Bernar Nahum, Fahir İlkel, Yüksel Pulat ve daha onlarca değerli insanı Vehbi Bey bir arada bulunca onlarla toplantılar yapmaya başlamıştır bile! Eski sekreteri Zehra Hanım bile orada hazır bekliyordu!

-Daha ciddi konulara geçelim mi? Meselâ sence "aşk" nedir ?

-Aşk heyecandır, coşkudur. Düşünce âleminin pırıltısıdır. Aşk yaşamın itici gücüdür.

-Bunları gerçek bir âşık gibi söylüyorsun!

-Sen, aşk'ı yalnız kadına karşı, kadın için duyulan heyecan olarak anlamıyorsun sanırım. Öyle aşklar paparazzi dergilerde bol bol anlatılıyor. Ben, Gazette 13'çü paparazziler arasına sokmuyorum. Sorunun cevabına gelince: Kendimi tabii ki âşık'lar safında görüyorum ! Bence, kâinattaki bütün varlıklara, düşünce âlemindeki bütün fikirlere, tek tek veya birkaçı bir arada âşık olunabilinir. Bunun içindir ki, aşk, sonsuzlukla bütünleşen bir coşku demetidir, bir duygu hazinesidir.

-"Evlilik" ve "aşk" arasında bir bağ kurabilir misin ?

-Evlilik, iki insanın, hayatı beraber yaşaması, beraber sürüklemesi durumudur. Bütün canlılar gibi, insan da, dünyaya yaşamak içgüdüsüyle doğar. Bütün doğan varlıklar için olduğu gibi, insan için de hayatı sürüklemek vazgeçilmez bir görevdir, bir kader çizgisidir. İşte, bu kaderi paylaşmaya karar veren çiftlerin beraberliğini, ben, evlilik olarak anlıyorum. Bu anlamda, evlilik, bir fedakãrlılıklar dizisidir. Biribirine güven duymaktır. Dayanışmadır... Dostluktur... Şevkattir... Zaman zaman zıtlaşmadır, tartışmadır, birbirini kıskanmadır... Kısacası, evlilik, başlı başına bir âlemdir!

-Pekiyi, aşk bunun neresinde ?

-Aşk hayatın içindedir. Aşk, yaşamın duygusal zenginliğidir...

-Eşin İnci Hanım bu düşüncelerini paylaşıyor mu ?

-İnci Hanımla evliliğimiz 42. yılını tamamlıyor. Biz, birbirimize âsık olduktan sonra evlenme kararı verdik. Ve bu kararı almadan önce de, hayatı, beraber sürüklemeyi kabullendik. Karşımıza çıkacak zorlukları beraberce aşmayı göze aldık... Evliliğimizi 42 yıl devam ettirdiğimize göre, birbi-rimizin düşüncelerini paylaştığımız anlaşılmıyor mu ?

-Mutluluk nedir ?

-Mutluluk, insanın, kendi düşünce âlemindeki sükûnet hâlidir ! Kendisiyle barışıklığıdır!.. Düşüncelerinde berraklığa kavuşmasıdır... Sevgi duygusunu hissedebilmesidir...

-Sen mutlu musun ?

-Hem de nasıl !

*

E-Mail