RÖPORTAJLAR

YAŞAM SAHİLİNDE ÖZGÜR BİR KAPTAN- CAN KIRAÇ!






Gazete 13 ün bürosunda röportaj için Can Kıraç ı beklerken sorularımı tekrar gözden geçiriyordum. Atatürk lü yıllardan günümüze kadar gelen geniş bir zaman diliminde yaşamış ve o süre içinde önde gelen iş adamlarından olmuş birine neler sorulmaz ki... Sayın Kıraç kadar zengin bir bilgi hazinesi sık rastlanır bir şey değil. O ince, zarif tavırları, mükemmel fiziği ile yıllara meydan okurken bir yandan çoğumuzun ancak kitaplardan okuduğumuz tarihe tanıklık ediyor.

N:S: Biz sohbetimize en iyisi en baştan başlayalım yani çocukluk yıllarınızla.
C:K: Ben Ankara’nın Etimesgut semtinde dünyaya geldim. 1927 yılıydı. O toprakların şimdiki ismi -Atatürk Orman çiftliği-. Babam Ali Numan Kıraç, Gazi Mustafa Kemal in emrinde çalışan bir ziraat mühendisi idi. İsmimi -Can- olarak Mustafa Kemal Paşa koymuş... Babamın Eskişehir deki -Kuru Ziraat- çalışmalarından dolayı -Kıraç- soyadımız da yine Atatürk tarafından bize verilmiş. Bu nedenle adım ve soyadımla çok gurur duyarım.
N:S: O zaman demek çocukluğunuz doğal ortamlarda geçti yani şanslı bir çocuktunuz.
C:K: Gerçekten de öyle... Çocukluğumu Eskişehir de toprakla, doğayla iç içe yaşadım, toprağı sevmeyi öğrendim. Bu durum daha sonra benim de ziraat konusunu meslek olarak seçmemde etkin oldu. 1946 yılında Galatasaray Lisesini, 1950 yılında Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi ni bitirdim.
1949–1950 üniversite yıllarımda, Türkiye Milli Talebe Federasyonu Başkanlığı yaptım. 1952 yılında Atatürk ilkelerine bağlı kalınması için yazdığım bir makale nedeni ile
-Türk halkını isyana teşvik- suçundan sanık oldum... Ama sesimi duyurmaktan hiç vazgeçmedim. 1960 lı yıllarda İzmir ticaret odası Yönetim Kurulu Üyesi olarak -planlı karma ekonomi- yi savundum. 70 li yıllarda basında ve panellerde -montaj sanayii- nin savunuculuğunu yaptım. TÜSİAD ın kuruluş hazırlıklarını yürüten komitede çalıştım.
N:S: Aktif olarak iş yaşamınıza başlayışınız hangi döneme rastlıyor?
C:K: Ben 80 li yıllarda -Koç un Can ı- olarak kabul edildim. 41 yıl Koç topluluğu ile bütünleştirildim. 1950 yılında fakülteyi bitirince Ankara da Koç Ticaret Şirketi Otomobilcilik Şubesi nde Bernar Nahum un çırağı olarak tarım traktörleri bölümünde iş yaşamıma başladım. Benim bu alanda iş hayatına atılmamda en önemli etken olan Bernan Nahum, Türk otomotiv endüstrisinin kurulmasında öncük yapmış ve Vehbi Koç un iş ortağı olan kişidir. O beni buldu, ikna etti Koç ta işe başlamama. Ben onu tanıdığımda Türkiye Milli Talebe Federasyonu Başkanlığı yapıyordum. Bana önem verdi.-Fakülteyi bitirir bitirmez bana gel-dedi, ben de mezun olur olmaz kalktım gittim.
Beni elimden tutup Vehbi Koç a götürdü. Vehbi Koç -üç ay deneyelim- dedi. 250 lira aylıkla işe başladım. Bu ücret iyi paraydı sanırım o zaman ama ben o tarihte 400 liraya İstanbul da başka bir iş bulmuştum aslında. Ama babamın hatırını kıramadım ve Koç a başladım. Çünkü babam o zaman Ankara da yaşıyordu. Annemi ben daha Galatasaray da öğrenciyken kaybetmiştik. Annemi kaybettikten sonra babamın en büyük desteği ben olmuştum. O dönemde babam -beni yalnız bırakma- dedi ben de Ankara da onun yanında kaldım.
Her ne kadar kalma nedenim duygusal da olsa, iyi ki öyle yapmışım. Yaşamımın en büyük ve en isabetli kararı oldu bu karar. Çünkü ben kendi kendime bir özeleştiri yaptığım zaman en önemli özelliğimin sadakat olduğunu görüyorum. Bu yüzden kırk bir yıl süresince Koç bünyesinde, başka kuruluşlardan gelen önerilerin ne kadar parlak olursa olsun hiçbirisine iltifat etmeden sebatla çalıştım. Başka bir seçeneği dikkate bile almadım. Dedim ki -ben burada başladım ve burada hayatımı tamamlayacağım.- Bu sadakat yalnız –şimdi kaldı mı bilmiyorum- Japonlarda vardır. Japonlar bir iş yerine girdikleri zaman ölene kadar oraya bağlı kalırlardı.
E-Mail