RÖPORTAJLAR

KOÇ LİSESİ ÖĞRENCİLERİYLE SÖYLEŞİ

-Sanırım, bu röportaj Koç Lisesi dergisinde yayımlanacağı için konuya ekonomiden girmek istiyorsunuz! Cumhuriyetin ilân edildiği günden buyana, seksen yıllık bir süreç içinde, Türkiye, bütün alanlarda gelişmesini sürdürmeye devam ediyor. Bugünleri anlamak ve gelinen düzeyi kavramak için, bütün gençler, Atatürk?ün Nutku?nu okumalıdır. O zaman; sosyal, siyasal ve ekonomik alanlarda nereden nereye geldiğimiz daha iyi anlaşılacaktır. Bütün olumlu gelişmelere rağmen, ben, geldiğimiz seviyeyi yeterli bulmuyorum. Bunun içindir ki, son dönemde, Avrupa Birliği?ne girmek için yeni hedeflere yönelmemizin gerekli olduğuna inanıyorum. Bu uğurda ek fedakârlıklara katlanmaya razı olmalıyız.

- Ben, çocukluk, gençlik ve iş hayatı yıllarımı hep disiplinli bir ortamda yaşadım. Eğitimim süresince, orta okuldan üniversite mezuniyetime kadar yatılı okullarda bulundum Yatılı öğrencilik hayatı insana, kurallara uyarak yaşamayı öğretiyor. İşhayatına atıldıktan sonra, tam tamına 41 yıl (1950-1991) Koç Topluluğu şirketlerinde çalıştım. Vehbi Koç?un çevresine kabul ettirdiği özverili çalışma prensiplerini ?Koç Kültürü? olarak özümsedim. 23 yaşımda Koç?ta başlayan çalışmalarımı 64 yaşımda tamamlarken, önümde kalan yaşam süreci içinde neler yapacağımı planlamayı ihmal etmedim. Yazı yazmak tutkumu ?Anılarımla Patronum Vehbi Koç? kitabımı yayımlayarak (1994) geliştirdim. Fotorafçılık merakıma, kolaj çalışmalarımla yeni bir boyut kazandırdım. Bu yıl, (?Nisan 2004) ?Anılar Olaylar? kitabımla ?Kolajlı Taşlamalar? albümüm yayımlandı. Kolaj abümümün Türkiyede ilk örnek olduğunu sanıyorum. İnsan, yaşamı süreci içinde, tek kulvar içinde kalmamalıdır diye düşünürüm. Buradaki ?tek kulvar? kavramı, iş hayatı dışında, başka bir alanın da yaşamımıza katılmasıdır. Bizde, okullarda, gençlerin değişik yeteneklerini geliştirmelerine yeterince fırsat verilmediğini sanıyorum. Umarım bu görüşümde yanılıyorumdur. Resim yapmak, müzik dalında bir âlet çalmak, pulculuk gibi koleksiyonculuğu özendirmek, elbecerisi kazanmak ilerleyen yıllarda insana yeni ufuklar açıyor. Ben, seksen yaşıma merdiven dayamış olduğum halde, meraklarımı küçük farklılıklarla, nüanslarla zenginleştirmeye devam ediyorum. Örneğin; gözboncuğu koleksiyonuma yeni parçalar eklemek beni mutlu edi-yor. İki yıldır toplamaya başladığım horoz figürleri ve resimleri bana başka bir heyecan veriyor. Hepsini okumaya vakit bulamadığım halde (!) kitaplığımı zenginleştirmeye devam ediyorum.

- Gençler için meslek seçiminin çok önemli olduğunu işhayatım boyunca yaşayarak öğrendim. Bizde, eğitim sistemindeki belirsizlikler yüzünden, gençlerin yönlendirmelerinde önemli yanlışlıklar yapılıyor. Yönlendirici sivil-toplum örgütleri olmadığı için gençler çaresiz kalıyorlar. Bundan daha önemlisi, yüksek öğrenime geçişte karşılaşılan seçme sınavları gençlerin geleceğini, tanım biraz ağır olacak, karartıyor. 21. yüzyılın başında, gençlerimizin böyle bir karmaşa ile karşı karşıya kalmalmarından hüzün duyuyorum.
Bu aksaklıkların giderilmesi için, Milli Eğitim Politikaları?nın, bilimsel ve çağdaş bir yaklaşımla yeniden düzenlenmesini bekliyorum.

- Önümüzdeki dönemde, meslek seçiminde, umarım, gençler kendi iradelerini kullanabilme fırsatı bulacaklardır. Ben, bu alanda, Avrupa Birliği normlarına önem verilmesi taraflısıyım. Gençlerimizi meslek seçimine yönlendirirken, İtalya ve İspanya?nın deneyimlerinden yararlanmamız uygun olur diye düşünüyorum. İtalya ve İspanya?yı, AB içinde bize en uygun örnek ülkeler olarak kabul ediyorum. Bu iki ülkede, gençleri mesleğe yönlendirmede hangi kriterlerin kullanıldığı öğrenilmeli ve bize uygulanmalıdır. Ülkemiz; sanayi, ticaret, tarım, turizm, finans sektörlerinde büyük potansiyele sahiptir. Buna rağmen, bugün, bu alanlarda yetişmiş olan gençlerimiz bile iş bulmakta zorluk içindedirler. Nerede yanlış yaptığımız araştırılmalı ve önlemler alınmalıdır. Konu buraya geldiği için bir görüşümü daha vurgulamak istiyorum. Bizde, üniversite öğrenimine gösterilen aşırı ilgi muhakkak azaltılmalıdır. Bunu sağlamak için teknik meslek eğitimine geçiş özendirilmelidir. Her ilde üniversite açma girişimleri durdurulmalıdır. Gençlerimiz, üniversite eğitiminin iş bulmada işe yaramadığını yaşayarak hâlâ öğrenmediler mi? Üniversite eğitimi, kültür ve sanat ortamıyla birleşerek, sosyal olaylarla içiçe yaşayarak kazanılan bir eğitim sürecidir. Tiyatroları, müzeleri, kütüphaneleri, sanat galerileri, konser ve konferans salonları bulunmayan illerde üniversite açmanın, üniversite öğrencileri için ne anlamı vardır? Kız erkek arkadaşlığının geliştirilemediği ortamlarda üniversite eğitimi, lise eğitimi seviyesinden ileriye gidebilir mi?

- Benim öğrencilik dönemim ikinci dünya savaşı ve savaşın yaralarını sarma yıllarına rastlar (1938-1950). Ekmeğin karne ile alındığı, elbiselerin tersyüz edilerek giyinildiği, ayakkabıların pençelerine kabara çakılarak kullanım süresinin uzatıldığı yıllardı o dönem. Buna rağmen, Gatasaray Lisesi?nde okurken tiyatroya gitmeye başlamış, okul çaylarında, okullar arası kız-erkek buluşmaları ?Çay? ismi ve-rilen toplantılarla yapılırdı, kız arkadaşalarımızla dans etmeyi öğrenmiş, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğrencisiyken Ankara Opera?sında bale ve opera seyretme kültürü alma fırsatı bulmuştum.

-Konu eski günlere uzanınca, unutamadığım bir olayı bugünün cep telefonlu gençleriyle paylaşmak isterim... Galatasaray lisesinde okurken, Eskişehir?de yaşayan anne ve babamla, bazen her ay bazen iki ayda bir telefonla görüşür, onlarla özlem giderirdim. Ancak, bu görüşmeyi sağlamak için, Cumartesi günleri öğlenden sonraları Galatasaray Postanesi?nde üç dört saat sırada bekler, tatilimin yarım gününü postanede geçirirdim. Bugünün cep telefonlu gençlerini görünce ?Hey gidi günler hey!? demekten kendimi alamıyorum.

- Yaşamım boyunca, karşılaştığımız sorunları görünce, ?Keşke politikacı, bazen bakan, hatta başbakan olsaydım ben şöyle yapardım? diye düşündüğüm, yüksekten attığım ve ölçüyü kaçırdığım anlar olmuştur. Şimdi, ?Milli Eğitim Bakanı olsaydım neyi değiştirirdim?? sorunuza aynı abartıyla cevap vereceğim. Bir yerine öncelikli iki hedefimi belirteceğim: Önce, benim yukarıda belirttiğim kriterlere uymayan üniversiteleri kapatır, yerine teknik okullar açardım. Tabii seçimlerde bir daha seçilemezdim! Sonra, en kısa sürede ?Köy Enstitüleri?ni yeniden kurardım. 1950?li yıllarda Köy Enstitülerinin kapatılması eğitim davamıza indirilen en büyük darbe olmuştur.

- Çalışma hayatımda yurd içinde ve yurd dışında çok seyahat yaptım. İş hayatından ayrıldıktan sonra da. Avrupa?da, yaşadığım günlerin keyfini çıkarmaya devam ediyorum. Yeni yerler tanımak, bilinen yerleri ayrıntılı şekilde tanımaya devam etmek, çevreyi ve insanları kendi ortamlarında algılamak çok öğretici oluyor. Ama, ben, ?Çok okuyan?ın daha bilgili olduğuna inananlardanım. Buna rağmen gençlere; ?Hem gezin hem okuyun! demekten kendimi alamıyorum!

- Öğüt vermenin çok kolay olduğunu bilenlerdenim! Sorduğunuz için öğütlerimi sıralıyorum: - Lise hayatı kişilik kazanmanın ilk basamağıdır. Geleceğinizi nasıl şekillendirmek istediğinizi düşün-meye başlayın. - Türkçe öğrenmeye özen gösterin. Kendi dilini iyi bilmeyenler kendilerini gerektiği düzeyde ifade edemezler. Başarı insan ilişkisiyle sağlanır. İnsan ilişkisinde anahtar insanın kendi dilidir. - Tek yabancı dil başarı için yeterli değildir. İki yabancı dili yazmayı, okumayı ve konuşmayı öğrenin. - Liseden sonra, meslek sahibi olmak için eğitime devam edin sonra da mesleğinizi ve yaptığınız işi sevmeyi öğrenin. - Kendinize ve başkalarına karşı; dürüst, şeffaf ve sevgi dolu olun. Bu dünyaya, herkes gibi, bir defa gelindiğini ve bir defada gidildiğini unutmayın. - ?Haddini Bilmeyi? öğrenin..Haddini bilmek, bir kimsenin yapabileceği şeylerin sınırıdır..
?Bir röportaj içinde bu kadar öğüt yeter? diyerek bütün gençlere , geleceğin işadamı/işkadınlarına başarılar diliyorum.


30 Eylül 2004 - Küçük Çamlıca

E-Mail